Teknoloji yoğun hayatımızın ortasında SOSYAL çocuklar yetiştirmek!

Tüm anne-babaların sık kullandığı bir giriş: ‘Bizim zamanımızda böyle miydi? Ağaç tepelerinden inmezdik. Şimdiki çocuklar bilgisayarın başında…’

Tespit çok doğru ama tedaviye bu yoldan gidilmiyor. Bu hoş sedalı cümleleri arkadaş sohbetlerimizde bırakıp, şu an yaşadığımız hayata dönmek ve yaklaşımlarımızı çağın gerçeklerine uydurmak zorundayız. Bizler, kendi anne babalarımız gibi yaşamıyorsak ve teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanıyorsak eğer, çocuklarımız neden mahrum kalsın?

Elbette, DOZUNDA! 16. yüzyılda Paracelsus’un  zehiri tanımlarken kullandığı “Her madde zehirdir. Zehir olmayan madde yoktur; zehir ile ilacı ayıran dozdur.” şeklindeki ifadesi modern toksikoloji biliminin temeli sayılırken, aynı ifadeyi çağımızın teknolojik uyaranları için de kullanabiliriz.

Bu durumda, doz ayarını nasıl yapabileceğimiz konusuna girmemiz gerekir.

Ondan bir adım önce, teknolojinin zararları konusuna kısaca bir değinmekte fayda var. Aslında, daha detaya inip, bilgisayarı, televizyonu, wii oyunlarını, tabletleri ayrı ayrı incelemek, hepsine farklı kurallar koymak mümkün, ama şu anda genel bir bakış üzerinde yoğunlaşacağız.

Bu konuda yapılan bilimsel araştırmalar hala bitmiş değil. Göz ya da beyine zararları konusunda hala kesin kanıt yok.  Ancak bazı çevreler, bu araştırmalara sponsorluk yapan firmaların teknoloji ürünleri üretiyor olmasından dolayı sonuçlara şüpheli yaklaşıyorlar. Aşırı kullanımda – yerinden hiç kalkmadan- vücutta dolaşım bozukluğu olduğu ise kesin. Ayrıca, teknolojinin sosyalleşmeyi öldürdüğünü söylemek için, bana göre, bilimsel araştırmaya bile gerek yok! Yine aşırı kullanım sonucu başımıza gelebilecek

  •       obezite,
  •       minimum sosyallikle hayatı sürdürme,
  •       gerçek hayata hazırlanamama ve
  •       hatta güneş ışığından yeterince faydalanamama da cabası!

Bu zararlar da, harekete geçmek için yeterli. Prof. Dr. Yankı Yazgan, ‘Düşe Kalka Büyümek’ isimli, çok güzel kitabında şöyle demiş: ‘’Küçük çocuklarının gelişmelerinin ana aracı olan anne ve baba ile ilişki yoğunluğunu azaltan her şeye ‘karşı’ olmakta bir sakınca görmüyorum. Televizyonun çocukların hayatında olumlu bir rol oynayabileceği dönem, dil gelişimi mükemmelleştikten sonra gelecektir.’’

Azı karar, çoğu zarar…

Ama çocuklarımızın yanlış yapma hakları var, dolayısıyla esas sorumluluk bizlerde…  Anne babalar olarak görevimiz, çocuklarımızın teknolojiyle olan ilişkilerini; onları hırçınlaştırmadan, isyanlara sevk etmeden, kurduğumuz sağlıklı iletişimin dengesini bozmadan ve çocuğun, arkadaş grubunun teknolojik oyunlarla ilişkisinin çok gerisinde kalmadan ayarlayabilmektir. Sadece yasak koymanın daha büyük tutku oluşturacağını unutmamalıyız.

O zaman ilk adım, ‘Ağaç yaşken eğilir’ yaklaşımı ile hareket etmektir. 0-3 yaşta teknolojiyle tanışmadıklarını varsayalım (lütfen tanışmasınlar, sizinle yerde, sokakta, göz göze oyun oynamayı her zaman tercih ederler.) 3-6 yaş arasındaki çocuklar için, vazgeçemeyeceğimiz tek yaklaşım şudur:

Bilgisayar, ipod, wii, playstation, vs… BAKICI olamaz, olmamalı.

Çocuk bunlarla oynamak istiyorsa, anne ya da baba, mutlaka çocuğuyla birlikte oynamalı, seyretmeli, heyecanlanmalı, coşkuyla yorum yapmalı, onu sanal dünyanın çekip almasına izin vermeden gerçek hayatın içinde tutmalıdır. Bunu yapabildiğinde, zaman kontrolünü de elinde tutması daha kolay olacaktır. ‘Haydi artık, gözlerim yoruldu, biraz da dışarı çıkalım, hadi gel kek yapalım, arkadaşına gidelim’ gibi öneriler sunarak çocuğu başka bir aktiviteye yönlendirebilecektir. Kuru kuru yasak koyarak istediğimizi elde etmek her zaman mümkün değil maalesef. Çocuğa ciddi fiziksel zarar gelmesi durumlarında kesin yasaklar koyarız tabii (ütü ellenmeyecek, vb…). Ama daha sosyal konularda,  yasak koyarken biraz daha cimri olmak, doğal ortamımızı, yasaklamak istediğimiz duruma göre düzenlemek bizim elimizde. Biraz sabır ve bolca emek gerekiyor. Zordur elbette, ama bu bir yatırımdır bence.

3-6 yaşta yapılan bu yatırım, bizi daha az sorunlu bir 6-11 yaş dönemine götürür. Kurallarımız daha çabuk kabul görür, isyanla ve hırçınlıkla daha az karşılaşırız. Yine bu dönemde de her dakika çocukla beraber bilgisayarın ya da playstation’ın başında olamasak da yarışlarını seyretmeli, futbol oyunlarını arada bir takip etmeli, bilgisayarda bizi de eğlendiren oyunlar olduğunda ona katılmalıyız. Süre uzadığında da, ‘Biraz kan dolaşımın düzelsin, artık kalkıp başka birşeyler yapmalıyız’ gibi bir otoriteyle karşısına çıktığımızda, en fazla ‘5 dakika daha’ deyip bırakacaktır. Bir örnek olarak da çocuklarımıza Wall-E filmini hatırlatabiliriz: hani şu yerlerinden hiç kalkmadan işlerini bilgisayar başında halleden, kocaman, iri karakterler!

Çocuklar aslında disiplin ve düzeni severler, ihtiyaçları da vardır buna, ama onları da anladığımızı, onlar için çabaladığımızı hissetmeleri şartıyla… Bütün bunlar, hiç sorun çıkmayacak anlamına gelmiyor elbette. Oğlumun gittiği yuvanın sahibi psikolog Ayşegül Ünal Saraç, çocukların gelişim dönemi için şöyle derdi: Problemler her zaman olur, ama çözülemeyecek problem olmaz.

Bütün bunların yanında, yapmak zorunda olduğumuz çok önemli bir şey de, ortamlar yaratmaktır. Sevdiği arkadaşlarıyla, sevdiği mekanlarda sosyalleşmesine destek olursak, takım oyunlarına katılmasını sağlar, evde ailece eğlenceli kutu oyunlarını coşkuyla oynarsak, işimiz daha da kolaylaşır. Şu bir gerçek ki, altyapıyı oluşturmayıp, sadece yasak koyarak istediğimizi elde etmemiz mümkün değil. Çocuk doktoru ve nöroloğu Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, bir çocuk gelişimi programında şöyle demişti: ‘Öğüt işe yarasaydı, insanoğlu bugün muma dönmüştü.’

Çocuklarımızı teknolojinin zararlarından nasıl koruyacağız? Küçük yaştan itibaren sağlıklı bir iletişim, yerinde ve kararında bir disiplin, ilgi ve sevgi yeterli. Bu şekilde, onların hem sosyal çocuklar hem de çağı yakalayan insanlar olmasının bir yolunu buluruz. Fakat, şimdinin yetişkinlerini şu ‘sosyal medya’ denen olayın başından nasıl kaldırırız, o konuda hiç bir fikrim yok…

cameraz for kids

Yeşim’den BİR ÖNERİ :

Çocukların mutlaka etraflarıyla, dünyayla iletişim halinde olmalarını gerektiren, yaratıcılığı, gözlem gücünü geliştiren bir teknoloji ürünü de var: fotoğraf makineleri…Teknolojiyi kullanarak sosyalleşebilmek için Amerikalı yazar John Crippen bir kitap yazmış. ‘Cameras for Kids’, 7-14 yaş arası çocuklar için, temel fonksiyonları ve ayarları anlatan ve yine çocuklar için çeşitli projeler içeren bir kitap.

Konuğum : Yeşim Kafkas

Yesim Kafkas resized

2 erkek çocuk annesi olan Yeşim, Boğaziçi Üniversite psikoloji bölümünden mezun olunca mesleğini yapmak yerine farklı bir alanda çalıştı. Ama psikoloji hep en ön plandaydı onun için; özellikle de çocuk psikolojisi… Bir yandan çalışırken bir yandan da gönlünün sultanı psikoloji için kendini geliştirmeye hep devam etti. Sezai Türkeş-Fevzi Akkaya grubuna ait üstünzekalı çocuklar icin açılmış olan İnanç Vakfı’nda (şimdiki adı TEVİTÖL İnanç Özel Lisesi), 3 sene süreyle hem çocuk seçiminde testlerde, hem kamplarında hem de okuldaki hazırlık haftalarında görev aldı. O dönemde İnanç Vakfı’na sadece yoksul ama üstün zekalı çocukları alıyorlardı. Klinik psikoloji dalında ise, Cerrahpaşa’da sağlık psikolojisi alanında çalıştı.

Yani yılmadı gönüllü olarak çalıştı, kitapları ve diğer kaynakları takip etti, kendini sürekli psikoloji alanında geliştirdi.

Advertisements